Belki de Farkında Değiliz: Türkiye’de Mimarlık Yapmanın 12 Güzel Yanı

Hadi gırgır şamatayı bir kenara bırakarak mesleğimizi Türkiye'de icra etmenin bazı avantajlarına göz atalım.

türkiyede mimarlık türkiyede mimarlık

Belki aksiyle ilgili milyonlarca paylaşım yapılmıştır. Türkiye’de yaşamak, bu coğrafyada tutunmak, mesleğini severek icra edebilmek belki de bizim elimizde?

Beyin göçü meseleleri tartışıladursun bir de olaylara farklı perspektiften bakmak istediğimizde ortaya neler çıkıyor birlikte göz atalım.

12. Yeni potansiyel müşterilere ulaşmak

İnsanlarımız sıcak kanlı olduğundan yeni potansiyel müşterilere ulaşmak (yöntemini bilirseniz) çok zor değildir.

11. Geleneksel yaklaşımlara yeni bir yorum getirme fırsatları

Geleneksel yöntem ve ürünler fazlaca kullanıldığından, halihazırda yurtdışında kullanılmakta olan bir şeyi Türkiye’deki işinizde uyguladığınızda kısa sürede farklılık elde ederek işinizi daha rahat büyütebilirsiniz.

10. Geleneksel yaklaşımlara tutunmak

Ya da önceki maddede bahsedilen yöntem – ürünleri bu defa tercih ederek adaptasyon – oryantasyon sürecini çok hızlı aşabilirsiniz.

9. Alışıldık standartlara daha kolay adapte olabilmek

Bölgesel bazda mimarlık pratiğine ya da üretilen işlere bakıldığında Türkiye’de pek çok şehirde artık kalıplaşmış, kendiliğinden oluşan bir standart söz konusu. Bu standardı yakalamak görece daha kolaydır aynı zamanda uygulamayı da daha kolay hale getirebilir.

8. Alışıldık standartlara yeni yorumlar getirerek farklılaşıp bir adım öne geçmek

Önceki maddede bahsedilen standartları “yeni bir şey söyleyerek” işverenlere kabul ettirdiğinizde ise farklılığınızla ön plana çıkmanız, iş potansiyelinizi artırmanız da mümkündür.

7. Yatırımcı, girişimci, geliştirici zenginliği

Diğer ülkelere kıyasla – niteliği bir kenara bıraktığınızda – çok fazla müteahhit, konut geliştirici ve uygulama firması var. Bu daha fazla iş fırsatı anlamına gelebilir.

6. İşveren sadakati

Belki pek çok yer için de geçerli olabilir, istisnalar da keza ama Türkiye’de kendi bölgenizde mesleğinizi icra ederken bir defa tutulduğunuzda bir daha asla bırakılmazsınız.

5. İşgücü zenginliği

Asla çalışan eksikliği sıkıntısı yaşamayacağınızı garanti edebilirim. Türkiye’de çok fazla mimarlık okulu ve her yıl bu okullardan yüzlerce kişi mezun oluyor.

4. Ulusal ve Uluslararası pek çok otoriteye göre başarılı eserlere, yayınlara imza atmış kişi – organizasyon – kuruma ev sahipliği yapıyoruz

Doğan Kuban, Cengiz Bektaş, Turgut Cansever, Oktay Ekinci ve daha adını sayamayacağım kadar çok mimarla aynı dili konuşuyoruz. Onlarla aynı coğrafyada yaşıyor, onların ürettiği yapıların yanından geçiyor, onların kitaplarını kendi dilinden okuyup anlayabiliyoruz. Bu, anlamasını – okumasını bilene müthiş bir vizyon sunarken aynı zamanda ilham kaynağı.

3. Mimar Sinan.

Yine söyleyeceğim “bakmasını” ve “okumasını” bilenler için; Mimar Sinan’la, onun halen yüzyıllardır ayakta dimdik duran eserleriyle aynı coğrafyada yaşadığımızı unutmamalı. Bu madde bu kadar.

2. Coğrafi, mimari, yerel, yapım tekniği zenginliği

Yerel, etnik, bölgesel mimari zenginlikleri (Safranbolu, Mardin, Gaziantep, Doğu Karadeniz vb.) ya içerisinde yaşayarak ya da bir şekilde bizzat uygulayarak icra edebilme şansı düşünüldüğünde diğer yerlerdeki meslektaşlarımıza göre daha avantaj sahibi olabileceğimizi unutmamalı.

1. Farklı ve geniş eğitim seçenekleri

Yüksek Lisans, Doktora ve mesleki eğitim bakımından 5. maddede paylaştığım nedenden dolayı geniş seçeneklere sahibiz. Pek çok değerli mimarlık teorisyeni ve akademisyenlerine ev sahipliği yapıyoruz. Geçmişi çok eskilere dayanan köklü ve nitelikli eğitim veren kurumlara da sahip olduğumuzu unutmamalı.

Sonuç ve değerlendirme..

Eleştiri; mimarlığın doğasında, hamurunda, işleyişinde ve özünde var. Hep negatif, sürekli noksanları gören, olumsuz ve muhalif düşünceler daha fazla kendine yer bulma şansına sahip olsa da sahip olduklarımıza arada göz atmak iyidir.

İlk bakışta benim aklıma gelenler bunlar. Sizin de eklemek istediklerinizi yorum bölümünden merakla bekliyor olacağım.

Ayrıca belirtmekte yarar var, bu içerik; ülkeye daha fazla mimar ithalatı yapılması gerektiği ya da “açık bir davet” mesajı için değil, aslında sahip olduğumuz şeyler için bir farkındalık yaratması, farklı bir bakış açısı kazandırması adına hazırladı.

Ben de biliyorum, farkındayım ve fakat; bir de bir şeylerin çok olması, her zaman iyi olduğu anlamı taşımayabilir. Tıpkı “fazla yapılması”, “çok tercih edilmesi”nin de bir şeyin iyi olduğu anlamı taşımayabileceği gibi. Tabi “iyi” kavramının da sorgulanması, üzerine düşünülmesi ve tartışılması gerektiğini unutmamak lazım. Yazımı konuyla paralel sayılabilecek, farklı yaklaşımları düşünebilmeye olanak sağlayan bir mimarlık kitap önerisiyle sonlandırayım istedim; Dücane hocanın Mimarlık ve Felsefe kitabını mutlaka okumalısınız.

Exit mobile version